“İSTANBUL İLE KONUŞUYORUM” SERGİSİ, İSTANBUL ALIŞVERİŞ MERKEZİ’NDE SANATSEVERLERLE BULUŞUYOR 

“İSTANBUL İLE KONUŞUYORUM” SERGİSİ, İSTANBUL ALIŞVERİŞ MERKEZİ’NDE SANATSEVERLERLE BULUŞUYOR 

İstanbul’un zamansız ruhu, katmanlı kimliği ve kent yaşamı, “İstanbul ile Konuşuyorum” sergisiyle İstanbul Alışveriş Merkezi’nde hayat buluyor. Farklı disiplinlerden gelen 7 günümüz sanatçısının eserleriyle İstanbul’un hafızasını yorumlayan sergi, alışveriş merkezini dinamik bir çağdaş sanat buluşma noktasına dönüştürüyor. 21 Ekim tarihinde açılacak sergi 16 Aralık tarihine kadar sanatseverler tarafından ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. 

Şehrin yeni yaşam merkezi İstanbul Alışveriş Merkezi, kentin hafızasına ve dijital sanatın gücüne odaklanan bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Farklı disiplinlerden gelen 7 sanatçının eserlerini bir araya getiren “İstanbul ile Konuşuyorum” sergisi, ziyaretçileri şehirle kurdukları bağı yeniden keşfetmeye davet ediyor.

İstanbul’u yalnızca yaşanan bir şehir olarak değil; insanın, doğanın, mimarinin ve hatıraların birbirine temas ederek ortak bir hafıza oluşturduğu canlı bir bütün olarak ele alan sergi, izleyiciyi İstanbul’a yalnızca bakmaya değil, onunla konuşmaya ve onu dinlemeye çağırıyor. Sergi, D Blok 1. Kat Lobi alanında 16 Aralık tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

7 Sanatçı Tek Şehir

Ozan Türkkan, Eylül Alıcı, Kıvanç Aykan, Raziyye Kuzu Atalay, Server Demirtaş, Selçuk Artut ve Fuat Değirmenci’nin farklı disiplinlerdeki eserlerini bir araya getiren sergi, “Bir şehrin hafızası yalnızca insanlarda mı yaşar?” sorusundan yola çıkıyor. Bu sorudan hareketle resim, heykel, enstalasyon, dijital sanat, fotoğraf, seramik ve illüstrasyon gibi farklı disiplinlerden gelen 7 sanatçı; İstanbul’un seslerini, ritmini, mimarisini ve kentsel dönüşümünü kendi özgün dilleriyle yorumluyor. Sergi, kenti sadece izlenen bir mekân değil, sanatçılarla karşılıklı diyalog kuran canlı bir anlatıcı olarak ele alıyor.

Serginin önemli damarlarından birini hafıza oluşturuyor. Sergide yer alan Server Demirtaş’ın “Otoportre / Self-Portrait” eseri, ağır bir örtünün altında saklanan beden üzerinden görünmeyen, dile gelmeyen ve zaman içinde biriken hatıralara odaklanıyor. Eser, insan bedeninin sakladıkları ile İstanbul’un eski duvarlarında, yorgun sokaklarında ve kıyıya vuran sularında gizlenen hikâyeler arasında bir ilişki kuruyor. İstanbul’un belki de en çok sustuğu yerde kendisini anlattığını ve hafızanın sesini duyabilmek için bazen “örtünün altındaki sessizliği” dinlemek gerektiğini hatırlatıyor.

Bu sessizlik fikri serginin diğer işlerinde farklı biçimlerde karşılık buluyor. Eylül Alıcı’nın “Neural City” adlı çalışması İstanbul’u milyonlarca insanın hareketleri, karşılaşmaları ve görünmeyen ilişkileriyle sürekli yeniden şekillenen yaşayan bir sinir sistemi olarak ele alıyor. İnsan beynindeki nöral ağlarla kentin karmaşık yapısı arasında kurulan paralellik, İstanbul’un sabit bir mimari bütün değil, sürekli veri üreten ve yeniden organize olan dinamik bir organizma olarak düşünülmesini sağlıyor.

Ozan Türkkan’ın “Bridges” adlı video enstalasyonu ise mimari hafızayı hesaplamalı süreçler aracılığıyla yeniden okuyor. Tarihsel köprü çizimleri ve mimari planlardan yola çıkan çalışma, bu yapıları yaratıcı kodlama ve yapay zekâ süreçleriyle dinamik dijital sistemlere dönüştürüyor. Köprü böylece yalnızca iki noktayı birbirine bağlayan fiziksel bir yapı değil; iletişim, karşılaşma ve ortaklık kurmanın da metaforuna dönüşüyor.

Kıvanç Aykan’ın etkileşimli yaklaşımı bakışımızı İstanbul’un balkonlarında, evlerinde ve pencerelerinde yıllardır şehirle aynı zamanı paylaşan bitkilere yöneltiyor. Bir bitkinin şehre dair hafızası olabilir mi? Gün batımlarına, konuşmalara, evlere ve insanlara tanıklık eden bu canlılar İstanbul hakkında bize ne anlatabilir? İnsan, bitki ve teknolojik sistem arasında kurulan diyalog, canlı ile cansız arasında alışkanlıkla çizdiğimiz sınırları belirsizleştiriyor.

Raziyye Kuzu Atalay’ın “Latent İlmekler” adlı çalışması ise kültürel belleği yapay zekâ aracılığıyla yeniden ele alıyor. Türk halı ve kilim motiflerinden oluşturulan veri kümeleri derin öğrenme tabanlı algoritmalarla gerçek zamanlı olarak yeni kompozisyonlara dönüşüyor. Geleneksel motif, geçmişten bugüne değişmeden aktarılmış sabit bir form olmaktan çıkarak yeni ihtimaller üretmeye devam eden yaşayan bir görsel dile dönüşüyor.

Selçuk Artut’un “Geomart-ut7” serisi, geçmişin geometrik sanatları ile günümüzün üretken teknolojileri arasında bir süreklilik kuruyor. Basit geometrik formların hareket ederek karmaşık yapılara dönüşmesi; tekrar, sonsuzluk, düzen ve kaos gibi yüzyıllardır insanın zihnini meşgul eden kavramları çağdaş hesaplamalı sanatın imkânlarıyla yeniden gündeme getiriyor.

Fuat Değirmenci’nin “Minimal Rönesans” çalışması da fiziksel ve dijital deneyim arasındaki sınırları genişleterek serginin çok katmanlı İstanbul anlatısına katılıyor.

Sanatı günlük yaşamın merkezine taşımayı hedefleyen İstanbul Alışveriş Merkezi,  “İstanbul ile Konuşuyorum” sergisi ile klasik alışveriş tecrübesinin ötesine geçerek ziyaretçilerine nitelikli bir kültür-sanat ve yaşam deneyimi sunuyor.