Murat Ülker Çin ekonomisini ve küresel etkisini değerlendirdi
Murat Ülker Çin ekonomisini ve küresel etkisini değerlendirdi
Murat Ülker, Çin’in tarihsel dönüşümünü, ekonomisini ve küresel etkisini akademik bir çerçevede ele almak için farklı ülkelerden ekonomistlerin katkısıyla hazırlanan “Economic Analysis of China in the World” kitabından hareketle analiz etti.
Çin’in küresel ekonomideki yükselişi son yılların en çok tartışılan başlıklarından biri olmaya devam ederken, Murat Ülker bu haftaki blog yazısında ülkenin son 47 yılda geçirdiği dönüşümü farklı boyutlarıyla ele aldı.
“Çin Nereden Nereye, Son İmparator’dan Mao’ya ve Bugüne” başlıklı yazıda, 1978 yılında kişi başına düşen gelir açısından birçok Afrika ülkesinin gerisinde bulunan Çin’in bugün dünyanın ikinci büyük ekonomisine dönüşmesinin arka planı incelendi.
İşte Murat Ülker’in yazısı şu şekilde;
Bir Çinli profesöre atfedilen, “Çin neleri terk etti?” başlıklı muhtemelen uydurma metinde Çin’in GPS’i, Boeing’i, Amerikan çiplerini, Windows’u, doları ve Batı teknolojilerini terk ettiği; hatta Batı hegemonyasının çökmekte olduğu iddia ediliyor. Tabii bazıları gerçek. BeiDou şimdi küresel ölçekte, COMAC C919 havacılıkta başarılı, Huawei’nin Kirin çipleri, OceanBase gibi Çin yazılımları, Renminbi alternatif ödeme sistemi ve Kuşak, Yol küresel lojistik projeleri de gerçek gelişmeler.
Ancak sosyal medyada, doğru bilgiyle Çin propaganda dili sürekli birbirine karıştırıyor; GPS, Boeing çöktü, dolar hegemonyası bitti gibi.
Bu şekilde mesajlar Çin’in yükselişi karşısında dünyanın psikolojisini şekillendirme amacını taşıyor. Çin’in yükselişi gerçek ancak üretilen öyküler algı oluşturmak için! Bu öyküler küresel rekabetin parçası; ABD kendi teknoloji üstünlüğü öyküsünü anlatırken, Çin de kendi yükseliş mitolojisini inşa ediyor. Sosyal medyada dolaşan bu tür metinler ise çoğu zaman veri analizi ile propaganda arasındaki çizgiyi bilinçli biçimde bulanıklaştırıyor.
Bu yüzden konuyu yeni ve Çin’in kendi koşulları içinde anlamaya çalışan ama daha akademik yazılmış metinler üzerinden incelemeye çalışacağım. Economic Analysis of China in the World (Çin’in Dünyadaki Ekonomik Analizi), bu dönüşümü altı ekonomistin perspektifinden aktarıyor. LID Publishing tarafından 2026’da yayımlanan kitap, altı ekonomistin bir araya gelerek kaleme aldığı bir derleme. Yazarların hepsi Çin dışından; yarısı Avrupa’dan, yarısı Latin Amerika’dan geliyor.
Economic Analysis of China in the World (Çin’in Dünyadaki Ekonomik Analizi), Çin’in ekonomik dönüşümünü altı Çin dışı ekonomistin perspektifinden ele alan, LID Publishing tarafından 2026’da yayımlanmış bir derlemedir.
ÇİN KÜRESEL SİSTEMDEKİ BÜYÜK OYUNCULARDAN BİRİ OLDU, AMA SİSTEM ÇATIRDIYOR
Ülkelerin korumacılığı, tedarik zincirlerindeki gerilimler, küreselleşmeden uzaklaşma (deglobalization) başlığı altında konuşulan her şey buna sebep oluyor. Félix Debierre kitaptaki makalesinde bunları tartışıyor.
Bir akıllı telefon aldığınızda “Designed in California, Assembled in China” yazıyor kutuda, hikaye çok karmaşık; telefonun ekranı muhtemelen Güney Kore’de üretilmiş, çipi Tayvan’da tasarlanmış, kamera modülü Japonya’dan gelmiş, lityum bataryası Çin’in batısındaki bir madenden çıkarılmış kobaltla yapılmış, montajı Çin’de tamamlanmış, yazılımı Amerikalı mühendislerin elinden çıkmış. Bu üretim zincirini otuz yıl önce tasarlanamazdı; bugünse hakikat ve karlı, sıfır sorunlu bir tedarik zinciri sonucudur. Bu küreselleşmedir.
Ancak bu ılıman iklim artık geride kaldı, jeopolitik sürtünmeler tekrar ortaya çıktı. ABD ileri çip üretim ekipmanlarının Çin’e satışını yasakladı, Avrupa Çin’den gelen elektrikli araçlara tarife koydu, küresel firmalar tedarik zincirlerini Çin’den Vietnam’a, Hindistan’a, Meksika’ya kaydırmaya başladı. Bütün bunların ortak adı deglobalization, yani küreselleşmekten vazgeçiş; literatürdeki tabirleriyle reshoring yani üretimi anavatana geri getirmek veya friendshoring yani dost ülkelere kaydırmak neticede decoupling yani ekonomik ayrışmak deniyor.
Debierre meseleyi birbiriyle ilişkili olan dört faktör altında izah ediyor:
İlk faktör küresel ticaretin yavaşlamasıdır. Dünya Bankası verisine göre küresel mal ve hizmet ihracatının dünya GSYH’sine oranı 2008’de %31’di. 2009 ve 2020’de %26’ya kadar düştü; 2020’lerde kısmi bir toparlanma var ama 2008 zirvesine henüz dönülemedi. Bunun çeşitli sebepleri var, örneğin ikili ticaret çatışmaları arttıkça ülkeler ticaret akışlarını alternatif partnerlere yönlendirmeye başladı. Apple, Samsung, Toyota, Volkswagen gibi büyük şirketler tedarik zincirlerini birden fazla bölgeye yaymaya zorlandılar. Bunun yanında dijital ağlar, otomasyon ve son olarak yapay zeka, üretim ve dağıtım sistemlerini yeniden şekillendiriyor. E-ticaret zinciri kısalttı; üreticiyle tüketici arasındaki klasik sınır ötesi akışların yerini bölge içi akışlar almaya başladı.
İkinci faktör jeopolitik gerilimlerdir. ABD ile Çin gerginliğinin son turu 2018’de Trump’ın seçili Çinli ürünlere yüksek tarifeler getirmesiyle başladı. Bu korumacı politika sadece tarifelerle sınırlı kalmadı; yarı iletken, 5G ve elektrikli araç gibi stratejik sektörlerde teknolojik kısıtlamalara doğru genişledi. Biden döneminde de aynı çizgide ilerlendi; 2022’de imzalanan CHIPS ve Bilim Yasası, ABD’nin yarı iletken üretimini ülke içine çekmek için yoğun sübvansiyon dağıttı. 2025’te göreve gelen ikinci Trump yönetimi ise daha sert bir çizgide ilerleyerek Çinli parça veya yazılım içeren yeni araçların ABD’de satışı yasaklandı, karşılıklı tarifeler devreye girdi. İki ülke arasındaki tarife savaşının küresel piyasalarda yarattığı çalkantı hala sürüyor.
Avrupa’da benzer çizgide ilerliyor. AB 2020’den itibaren yabancı yatırım tarama kurallarını sıkılaştırdı; ekonomik güvenlik ve kritik altyapı kontrolü ön planda tutuluyor. Bölgenin doğrudan yabancı yatırım girişi, 2010-2015 arasındaki zirveden bu yana belirgin biçimde düşmüş durumda. Almanya, 5G altyapısında Huawei teknolojilerini siber güvenlik kaygılarıyla yasakladı. Bunları münferit kararlar olarak okumayınız lütfen. Mesele sadece ekonomi değil; insan hakları, siber güvenlik, çevre yaklaşımlarında farklılıklar gibi sorunlardan kaynaklanıyor. Küreselleşme artık birbiriyle rekabet eden ekonomik bloklar ve etki alanları üzerinden şekilleniyor.
Üçüncü faktör tedarik zincirinin yeniden yapılandırılmasıdır. İthalatçı şirketler kaynaklarını çeşitlendirmek ve Çin’e olan bağımlılıklarını azaltmak yoluna gidiyor. Reshoring yani üretimi anavatana çekmek ve nearshoring yani yakın coğrafyaya kaydırmak son birkaç yıldır çok daha yaygın. Vietnam, Hindistan ve Meksika bu eğilime en yakın ülkeler arasında. Son teknolojik gelişmelerle otomasyon ve yapay zeka bazı faaliyetlerin tüketim pazarlarına yakın yerlerde yapılmasını mümkün kılıyor. Devlet teşvikleri ile, şirketler artık üretimi yerel ya da bölgesel gerçekleştirmeye yöneltiyor.
Dördüncü faktör pandemi etkisi oldu. Pandemiyi tek başına bir sebep olarak değil, var olan eğilimleri hızlandıran bir katalizör olarak düşünmemiz gerekiyor. Tedarik zincirlerinin kırılganlığı bir günde gözler önüne serildi; kritik malzemelerde yaşanan tıkanmalar, ekonomik egemenlik tartışmalarını gündemin zirvesine taşıdı. Gelişmiş ülkelerin hükümetleri kritik gördükleri sektörleri ülkelerinin içine çekmek için çeşitli programları hayata geçirdi. AB’nin 2023’te onayladığı Çip Yasası, ABD’nin 2021’deki ilaç sanayisi için American Rescue Plan, elektrikli araç bataryası için 2017’de kurulan European Battery Alliance gibi. Bu sayede Hyundai, Apple, General Motors gibi büyük şirketler tek tedarikçiye veya tek bölgeye olan bağımlılıklarını azalttı. Eskinin yalın üretim prensibi yerini, sistemlerin sürdürülebilirliğini ve dayanıklılığını maliyet optimizasyonunun önüne koyan bir yaklaşıma bıraktı. Üç boyutlu baskı, robotik gibi yerel üretimi mümkün kılan teknolojilere yatırım arttı, e-ticaret hızlandı, bölge içi ticaret payı yükseldi.
Bu dört faktör etkili olurken 2008 kriziyle başlayan yavaşlamaya 2018 ABD-Çin tarife sürtüşmesiyle siyasi bir boyut eklendi ve tüm etkiler 2020 pandemisiyle katalize oldu. Buradaki meseleyi yalnızca ABD-Çin rekabeti olarak okursanız, tablonun tamamını gözden kaçırabilirsiniz. Dünyanın son yıllarda yaşadığı şeyi küresel ekonominin işleyiş biçiminin değişmesi olarak tanımlamalıyız.
Şimdi Çin’in bu dünya konjonktürü içindeki konumuna bakalım.
DEBİERRE, ÇİN’İN ZAYIF NOKTALARINI DÖRT BAŞLIK ALTINDA TOPLUYOR:
İlki ihracat bağımlılığı, Çin’in son kırk yıllık büyüme hikayesinin omurgasını ihracat oluşturuyor. Deng Xiaoping’in 1970’lerin sonunda başlattığı Reform ve Dışa Açılma politikası, Çin’i kapalı bir ekonomiden ihracat odaklı bir kalkınma modeline geçirdi. 2001 Aralık ayında Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması bu modelin uluslararası ölçeğe taşınmasının kapısını açtı; o günden bu yana net ihracat yaklaşık otuz beş kat artmış. Çin 2010’da ABD’yi cari dolar bazında geçerek dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumuna geldi, 2014’te de satın alma gücü paritesinde ilk sıraya yerleşti.
Çin’de toplam ihracatın GSYH içindeki payı 2015’ten beri %20’nin altında stabilize olmuş durumda. Bu kısmen kasıtlı, kısmen yapısal; Çin yıllar içerisinde iç tüketimi büyütmek ve hizmet sektörünü genişletmek yönünde adımlar attı. Yani küresel talep daralırsa Çin doğrudan etkilenir. ABD ve AB’nin koyduğu ticaret kısıtlamalarıyla birlikte üretim hacimlerinin Vietnam ve Hindistan gibi rakip ülkelere kayması, Çin’in elektronik, tekstil ve imalat sektörlerinde pazar payını düşürmüş durumda.
İkincisi Çin’e uygulanan teknoloji yasakları, ABD’nin 2018’den itibaren yarı iletkenler üzerinde gerçekleştirdiği yaptırımlara Hollanda, Japonya, Güney Kore de katılmış. Küresel yarı iletken pazarı 2024’te 600 milyar doları aşmış; Çin bu pazarın yaklaşık 180 milyar dolarlık kısmını, yani %30’unu kendi içinde tüketiyor. Yani dünyanın en büyük çip alıcısı Çin. Lakin Çin’in sektördeki en büyük oyuncusu SMIC’in 2024 cirosu yalnızca 8 milyar dolar civarında ama Tayvan’daki TSMC’nin yıllık cirosu 90 milyar dolar; Nvidia, Intel, Broadcom gibi Amerikan oyuncuların her birinin de 50-60 milyar dolar civarında. Çin bu açığı kapatmak için çabalıyor, ama teknolojik bağımsızlığa kısa vadede ulaşılması güç.
Üçüncüsü Çin’in çevre sorunları, Çin dünyanın en büyük kömür tüketicisi; toplam enerji karışımının %60’ından fazlasını kömür oluşturuyor. Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’u Çin’den geliyor; 2000’den bu yana emisyonlarını üçe katlamış, 2006’da ABD’yi geçerek dünya birincisi olmuş. İçerideki tablo ise daha ağır. Pekin gibi büyük şehirlerde PM2.5 partikül madde seviyeleri Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği eşiğin (10 µg/m³) çok üzerinde, ortalama 50-100 µg/m³ civarında seyrediyor.
PM2.5 konusunu “Nüfus Meselesi Ne Kadar Ciddi” yazısında daha geniş bir çerçevede ele almıştık. PM2.5 kirliliği ile nüfus büyüklüğü arasında doğrudan bir ilişki yok, asıl belirleyici ülkelerin enerji ve sanayi tercihleri. Çin’de karşılaştığımız tablo bunu destekliyor.
Çin nehirlerinin %80’i ağır şekilde kirlenmiş halde; Sarı Nehir havzasında suyun %70’i tarım için bile kullanılamayacak durumda. Tarım topraklarının %19,4’ü ağır metallerle kirlenmiş; pirinçteki kadmiyum bulaşması hala kamu sağlığını tehdit eden ciddi bir seviyede. Xi Jinping 2013’te kirliliğe karşı savaş ilan etmiş, 2018’de ekolojik medeniyet kavramını anayasaya ekletmiş. Lakin pandemi sonrası büyümeyi sürdürmek için karbon yoğun sanayi projelerine destek verilmesi, kısa vadede emisyonlarda yeniden bir yükselişe yol açmış. Çin için ekonomik büyüme ve ekolojik dönüşüm aynı anda halledilmesi gereken iki gündem maddesi ancak birbirlerinin karşıtlarıdır.
Dördüncüsü Çin’in yapısal sorunları, Çin nüfusu yaşlanıyor. 2023 itibarıyla 65 yaş üstü nüfus 217 milyon, toplam nüfusun %15,4’ü; 2000’de bu oran sadece %6,9 idi. Doğum hızı aynı dönemde 14,03’ten 6,39’a düşmüş, neredeyse yarıya. Çalışma çağındaki nüfus daralırken emeklilik ve sağlık sistemleri üzerindeki baskı artıyor. IMF projeksiyonuna göre Çin’in uzun vadeli büyüme potansiyeli 2025-2030 arası %3,8’e, 2031-2040 arası %2,8’e iniyor. Yerel yönetim borçları da kayda değer bir mesele; IMF tahminiyle 2023’te GSYH’nin %47,6’sına ulaşmış. 2021’deki gayrimenkul krizinin yarattığı sorunlar da sürüyor, 2023’ten beri tüketici ve yatırımcı temkinli, sonucunda deflasyonist baskı yaşanıyor. 2025 ilkbaharında ABD ile yaşanan ticaret savaşı yeni bir aşamaya geçti; küresel bir yavaşlama ihtimali Çin de dahil pek çok ülkeyi etkileyecek konuma geldi.
ÇİN’İN CEVABI NE OLDU?
Çin Komünist Partisi 2020’de açıkladığı 14. Beş Yıllık Plan’da yeni bir kavram getirmiş; çift dolaşım stratejisi, orijinal ismi shuang xunhuan. İç dolaşım, yani yurt içi tüketim ve üretimin birbirini beslediği döngü, asıl motor olacak. Dış dolaşım, yani küresel ticaret ve yatırım ilişkileri, bu motora destek olacak. Yani Çin’in son kırk yılda kullandığı ihracat odaklı kalkınma modelinin ağırlık merkezini, iç pazara doğru kaydıracak.
Bunu yapabilmek için iki şey lazım. Birincisi yurt içi talebin canlanması, ikincisi yerli sanayinin kritik teknolojilerde ileriye gitmesi.
Yurt içi talep tarafında Çin altyapı yatırımlarına devam ediyor. Birkaç somut örnek üzerinden gidelim. Sichuan’daki Chengdu Uluslararası Havalimanı, ilk fazında yıllık 60 milyon yolcu kapasitesine sahip; karşılaştırma olsun diye belirteyim, Paris-CDG’nin kapasitesi 80 milyon. Sichuan ile Yunnan arasındaki Baihetan Hidroelektrik Barajı 16 GW kurulu güçle dünyanın en büyük ikincisi (Three Gorges’tan sonra). Qinghai’deki Gonghe güneş enerjisi santrali 2,2 GWp gücüyle 56 km²lik bir alanı kaplıyor. Çin’in 5G ağı şu anda 2 milyondan fazla baz istasyonuyla şehirlerin %97’sini kapsıyor. Geçen yılın sonunda hizmete giren Şanghay-Suzhou-Huzhou hızlı tren hattı, saatte 350 km hızla işliyor. Bu yatırımlar bir yandan istihdam yaratıyor, bir yandan da yurt içi tüketici tabanını besleyecek altyapıyı genişletiyor.
Yerli teknoloji tarafında ise Made in China 2025 girişimi var. 2015’te 13. Beş Yıllık Plan’a dahil edilmiş bu girişim, Almanya’nın 2011’de açıkladığı Industry 4.0 modelinden ilham almış. On stratejik sektör belirlenmiş; yapay zeka, elektrikli araçlar, havacılık, yeni nesil robotik, biyoteknoloji, yenilenebilir enerji, yarı iletkenler ve diğerleri. 2025 itibarıyla kritik bileşenlerde %70 öz yeterlilik hedefi konmuş. 14. Beş Yıllık Plan (2021-2025) bu yatırımlara hız veriyor.
Yapay zekada Ocak 2025’te Çinli girişim DeepSeek, ChatGPT ve Gemini ile rekabet edebilen R1 modelini, Amerikan rakiplerine kıyasla çok daha düşük yatırım maliyetleriyle açıkladı. Bu, bir yandan Çin’in yapay zekada nereye geldiğini gösteren somut bir gelişme oldu, bir yandan da yarı iletken yasaklarına rağmen Çinli mühendislerin bir yol bularak ilerleyebildiğinin işaretiydi.
Yenilenebilir enerji cephesinde ise 2024 sonunda Çin’in toplam kurulu enerji kapasitesi 3,349 GW’a ulaşmış; bunun 1,889 GW’lık kısmı yenilenebilir kaynaklardan geliyor, oran %56. Karada rüzgar gücünde dünya kapasitesinin %45’i (1,047 GW’tan 471 GW), denizde rüzgar gücünde %50’si (81 GW’tan 41 GW), güneş enerjisinde %43’ü (1,411 GW’tan 609 GW) Çin’de. Yani ABD ve Almanya’yı geride bırakmış durumda. Nükleer cephesinde 56 reaktör operasyonda, 46 reaktör daha inşa halinde; toplam 58 GW kurulu güçle dünya üçüncüsü, Fransa ile yakın bir konumda. Xi Jinping 2020 yılında, 2030’dan önce karbon emisyonları zirveye ulaşacak, 2060’a kadar karbon nötrlüğü sağlanacak açıklamasını yapmıştı. Ama Çin yenilenebilir enerjide bu kadar büyük bir kapasiteye ulaşmış olmasına rağmen aynı zamanda kömür tüketimini de artırmaya devam ediyor.
ÇİN’İN UZUN VADELİ STRATEJİSİNİN İKİNCİ AYAĞI YENİ ROTALAR VE ORTAKLIKLAR İNŞA ETMEK
İki başlıkta inceleyeceğiz. İlki Kuşak ve Yol Girişimi, 2013’te açıklanmış, 2015’te 13. Beş Yıllık Plan’a girmiş bu girişim, yetmişten fazla ülkeyi kapsayan bir yatırım ve ticaret ağı. Altı kara koridoru tanımlanmış; birkaç deniz rotası da eklenmiş. Çin bu girişimle gelişmekte olan ülkelere liman, demiryolu, otoyol gibi altyapı yatırımları için kredi ve yatırım sağlıyor. Karşılığında o ülkelerin doğal kaynaklarına ve tüketici pazarlarına erişim hakkı elde ediyor. Ek olarak Dijital Kuşak ve Yol Girişimi var; 5G ağları, veri merkezleri, denizaltı kabloları üzerinden teknolojik etki alanını genişletmeye yönelik. Eleştiriler de yok değil; katılımcı ülkelerin aşırı borçlanma riski, Çin’in jeopolitik etkisinin büyümesi konusundaki kaygılarla İtalya’nın ve daha yakın bir tarihte Panama’nın girişimden ayrılması gibi.
İkincisi, bölgesel ticaret anlaşmaları. RCEP, Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık, 2020’de imzalanıp 2022’de yürürlüğe girmiş; ASEAN’ın 10 üyesinin yanı sıra Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda eklenmiş. 15 ülkenin toplam GSYH’si küresel ticaretin yaklaşık %30’una denk geliyor. Bu anlaşma, ABD’nin 2017’de çekildiği Trans-Pasifik Ortaklığı’nın yerine geçen bir alternatif olarak işliyor. Çin böylece Asya-Pasifik bölgesindeki nüfuzunu artırıyor.
Çin bunlara ek olarak Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı (AIIB) 2016’da kurmuş; 2023 itibarıyla 109 üye ülkesi var. Banka, Dünya Bankası ve IMF’in alternatifi olarak konumlanıyor. BRICS bloğu da bu hattın bir başka cephesi. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin grubu 2009’dan beri var; son genişleme dalgasıyla Güney Afrika, Mısır, BAE, Endonezya, İran ve Etiyopya da bloka eklendi. Toplam 11 ülkeden oluşan BRICS+ yapısı, G7’nin etkisini dengelemeye çalışan bir oluşum.
Para politikası olarak renminbi’yi uluslararasılaştırma çabası var. IMF verilerine göre 2024’te küresel döviz rezervlerinde renminbi’nin payı yaklaşık 245 milyar dolara, yani toplamın %2’sine ulaşmış. Sistemdeki doların payı %55, euro’nun %20. Yani renminbi henüz sınırlı bir paya sahip ama ivme yukarı doğru. Çin Merkez Bankası 40’ın üzerinde ülkeyle ikili swap anlaşmaları kurmuş, dolara bağımlılığı azaltmak için kendi sınır ötesi ödeme sistemini (CIPS) 2015’te devreye almış.
Haftaya inşallah kaldığım yerden devam edeceğim.13 Mayıs’ta izlediğim Türkiye–Çin Diplomatik İlişkilerinin 55. Yılı Uluslararası Forumu’nda yapılan konuşmalardan bahsedeceğim. Bir akademisyenin bakışından ve bir arkadaşımın goya gözleminden söz edeceğim.
Çin bu gidişle nereye varır, Çin gerçekten devlet kapitalizmi mi uyguluyor gibi sorulara felsefi açıdan açıklık kazandıracağız.
Related posts:
- Kuveyt Türk’ün Konsolide Aktif Büyüklüğü 1,59 Trilyon TL’ye Ulaştı
- BNP Paribas Finansal Kiralama’dan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) iş birliğiyle sürdürülebilir yatırımlara 25 milyon Euro’luk destek
- ETİ’nin İletişim Ajansı Communication Partner Oldu
- Esas Gayrimenkul, Geleceği Bugünden İnşa Etme Vizyonuyla Liderler Buluşması



